20 Mart 2008

Sevgi Soyut Bir Kavramdır

Bankta bir kız çocuğu ve bir kadın oturuyor. Kız büyüyünce güzel bir kadın olacak belli. Al yanaklarından sağlık fışkırıyor. Ay gibi yüzünü leylak rengi elbisesiyle aynı renk bir türban çevreliyor. Başörtüsü falan değil taktığı, ensesini boynunu örtecek şekilde yakasında elbisesine uygun renkte çiçekler aplik edilmiş hırkasının içine soktuğu büyükçe bir örtü. Kız çocuklarına özgü zevkini şeker pembesi çorapları ve ayakkabılarında görüyoruz. Biraz sıkılgan biraz haşarı bir havası var. Türbanından sıkılıyor çenesinin altında açıp açıp iki ucunu tekrar yanağında birbirine dolarken örtünün altında saçlarını muhafaza eden ten rengi gergin başlığı görünüyor. Tam teşekküllü türban takmış sutyen takmasına 3-4 yılı daha varken.

Yanındaki kadının annesi olup olmadığını anlayamıyorum, çünkü göremiyorum. Hatta kadın olduğunu bile bilemiyorum, varsayıyorum. Kadın siyah çarşaflı. Yüzünde gözlerinin, kaşlarının ve burnunun sığdığı bir üçgen dışında hiçbir yeri görünmüyor; elleri dahil. Bir elindeki numaraya bakıyor bir de içeride sırası gelen numarayı gösteren panoya. Yanında renkli elbiseler giyme ve onlara uygun türbanlar takma lüksünün ne zamana kadar devam edeceğini bilmediğimiz kız ağzına attığı sakızın ambalajıyla oynuyor.

Onlar fark etmiyor ancak önlerinden benim dikkatimi çeken üç kişi geçiyor. En önde 3 yaşında bir kız, ardında kardeşi olduğu belli olan 2 yaşında bir kız ve 1 metre yanlarında gözünü onlardan ayırmayan bir adam. Kız çocukları çocuklara özgü neşeleriyle oyun yapıyorlar, zaman zaman insanların dikkat etmeyip düşmelerine neden olan basamağın hemen yanından yürüyorlar; önden abla, ardından düşe kalka da olsa onu taklit etmeye kararlı kardeşi. İki çocuk da gerçeküstü bir güzelliğe sahip, yapma bebekler gibiler, yürüyüp hareket etmeseler canlı olduklarından şüphe edeceğim. Porselen gibi bir ten, zeytin gözler, kiraz dudaklar ve gözleri gibi kara kıvır kıvır saçlar. Onların da üzerinde şeker pembesi ve ona uyan tonlarda eşofmanlar var. Büyük olanın saçları uzamış, bir tokayla tutturulmaya çalışılmış ama ne fayda. Gür saçları inanılmaz düzgün bukleler halinde başından fışkırmış ve toka falan dinlemiyor. Küçük kızın, yani kardeşinin saçları toplanacak kadar uzamamış, alnından ensesinden düşen bukleler yürüdükçe onunla birlikte yaylanıyor.

Bu iki kız çocuğunun böyle geçtiğini daha önce de görmüştüm ve merak etmiştim. Dışarıya yalnız çıkabilecek yaşta değiller. Onları tekrar görünce dikkat ettim ve dediğim gibi gözünü onlardan ayırmadan 1 metre yanlarında yürüyen adamı fark ettim ve şaşırdım. Uzunca boylu, esmer, kadeti çıkmış gibi zayıf ve imkanlarının sınırı giysilerine yansımış adamı o güzel kız çocukları ile ilişkilendirebileceğim hiçbir veri yoktu, gözlerinden onlara akan sevgi dışında. Her adımlarını izliyor, bir yandan da muhtemel rotalarını kolaçan ediyor, ufak olan düşse de müdahele etmiyor o da zaten ağlamıyor ve kendi kendine kalkıyor... Çocukların dedesi mi, babası mı, bir yakını mı çıkaramıyorum. Adam hakkında tek bildiğim o iki kız çocuğunu çok sevdiği.

Hoş, sevgi soyut bir kavramdır. Çarşaflı kadına da sorsan kızını daha az sevmiyordur…

1 yorum:

kübra dedi ki...

yani şimdi çarşaflı kadından ve baş örtülü çocuğundan neden bahsettiğini bir türlü anlıyamadım...