21 Temmuz 2006

Küçücük Fıçıcık İçi Dolu Kuarkcık

Dün, sağ lobumun önderliğinde kendimi atomaltı parçacıkların nasıl davrandığını araştırırken buldum. Başlangıç noktam şu lazerler nedir ne değildir sorularına cevap bulmaktı. Buldum, daha sonra dertop edip anlatacağım. Hatta hiç ummadığım bir yerde fazlasını buldum, hemde türkçe! Atomun çekirdek ve elektrondan, çekirdeğin de nötronlardan protonlardan oluştuğunu daha önce okumuştum. Asıl konumuz fotonlardan haberim vardı ancak çok oturmamıştı. Ankara üniversitesi fizik bölümü, sağolsun, benim bile –gösterdiğim tevazuya dikkatinizi çekerim!- anlayabileceğim şekilde bütün bunları ve dahasını yazmış, yayımlamış.

Bütün bunların sağ lobumun başının altından çıktığını standart model bağlantısına tıklağım anda farkettim. Sayfayı açtığınızda sizin de göreceğiniz gibi, görsel olarak bir gün önce gerçeğini gördüğüm Rodin’in Düşünen Adam’ının illüstrasyonunu kullanmışlar!

Bitmedi, ilerleyen sayfalarda dünyanın en büyük parçacık fiziği araştırma merkezinden, Avrupa Parçacık Fiziği Araştırma Merkezi’nden bahsetmişler. Bir ay öncesine kadar varlığından habersiz olduğum bu merkez hakkında okuduğum ilk kitap geldi aklıma: Kabuk Adam. Aslı Erdoğan’ın romanı tabii ki bütünüyle CERN’den bahsetmiyor, kısmen kendisi olabilecek bir kadından bahsediyor: CERN’de master yapan, bir fizik semineri için tropiklere giden bir türk kadını ve orada yaşadığı –yaşamadığı da diyebiliriz- aşktan… (ne çok cern dedim) Neyse, dediğim gibi kitabı bir solukta tatilde okudum ve of of diyerek döndüğüm gibi başka bir kitabını, Mucizevi Mandarin’i alıp okudum.

Ve son olarak burada benim daha önce yapmayı düşündüğüm fakat yapmak için kılımı kıpırdatmadığım –ki bu bir Pınar klasiğidir- birşeyi daha kullanmışlar. Yakın geçmiş diyebileceğim bir zamanda fraktal sanat örneklerini karıştırır o sonsuza uzanan spirallerden büyülenmişcesine arka plan olarak belirlerken –ben var mikrosoft türkçesi bilmek, evet evet mikrosoft dedim- bu sitedeki bazı fotoğrafların da onları andırdığını hayretle farketmiştim. Üzerine okuduklarımla bunları kafamda oturtup, evrenin tüm bilgisinin en büyükten en küçüğe bir galakside ya da bir atomda tekrar tekrar tezahür ettiğinden bahsedeceğim ve görsel olarak da böyle bir fotoğrafla –henüz yapmadığım- fraktalını yerleştireceğim şık bir mesaj tasarlamıştım. Benden önce davranmışlar, tebrikler.
Pratikte hiçbir bilgi içermeyen bu mesajın sonunda –eleştir Pınar kendini, başka da bir şey yapma- bütün bunların sağ lobumla ne ilgisi olduğunu bilgiç bilgiç anlatmak isterdim. Ancak bu mesajı öğle tatilinde bitirebilmem için bunu –da- bir süre ertelemem gerekiyor. Bakıyorum saate, evet yetiştirdim, ne mutlu bana! (Hoş, yetişmese ne yazar, düzeltiverirsin yayımladığın saati, olur biter, değil mi? Bütün bunları yazarken şansını zorlamamış olursun hem. Bak hala tıkır tıkır yazıyor…)

4 yorum:

MANDARİN dedi ki...

Gözlerimin içine ilk kez baktığında annem,kendi yüzünün
eğreti yansımasıyla karşılaştı soluk mavi bir halkanın
çevrelediği ufacık,siyah bir kürede.Hayatının en
başındaymış,asıl şimdi başlıyormuş gibi mi hissetti
kendini,yoksa cümlenin ortasına konmuş bir nokta gibi yersiz
mi?Sırtını dönüp gitmek mi geçti içinden,yoksa sulara
bırakırcasına kendini bırakmak mı iç içe geçmiş,yuvarlak
ıssız dünyalara?Beni ondan ayıran bıçağın yarasını değilsede
soğukluğunu duymuş olmalı.Yazgısının ona ihanet ettiğini,ancak
ihanet ederek bir yazgıya dönüştüğünü sezdiği an tam buydu
belki.Ya da ondanher şeyi talep edip pek az şey vermiş
hayatının,son zerresine dek anlamlandığı,anlam vaadiyle dolduğu
andı.başlangıçlarla sonlardan,yeniden,en baştan başlayıp bir
daha sonlandırmalardan oluşan hayatın nasıl böylesine geri
dönüşsüz acımasızca geri dönüşsüz olduğunu
hissetmiş,gözlerini yummuş olmalı.Bu uzun buruk,tamamlanmamış
bakış benimle kaldı,bir doğum izi gibi.Her sözcükte yinelenen bir
başka biçimde dile gelen,yankılanan,yayılan,büyüyen,hiç
sonlanmayan veda...
Aslı Erdoğan (hayatın sessizliği)

Pınar D. dedi ki...

Merhaba Mandarin,
hoş geldin! bu yazıyı yazdıktan on ay sonra tam da mucizevi mandarin adlı kitabı tekrar elime aldığım gün, senin de bu yorumu bırakıyor olman ne kadar tuhaf değil mi?! bence öyle yani...

Hayatın sessizliği'ni okumadım -henüz- çok uzun zamandır bir kitabı baştan sona okumadım -nedense- ilettiğin alıntı için teşekkür ediyorum.

iyi günler...

MANDARİN dedi ki...

Hayat belki de böyle birşey,bazen tesadüf,bazen istemdışı gelişen birsürü şeyden ibaret sakın yanlış anlama bu yazdıklarım öğreti anlamında değil sadece içsesimi paylaşmak istedim belkide bugüne kadar bildiğim bütün doğrularımı unuttuğumdan,yeniden yapılandırma çabamdan kaynaklanan bir ses veriş hali diyelim.Kolay gelsin

Pınar D. dedi ki...

Teşekkürler!
Sana da kolay gelsin:)