Severek okuduğum ve yazmaya devam ettiğim internet magazini Derki'nin 26. sayısı çıktı. Bu sayıda hayattaki en büyük başarım olarak gördüğüm mükemmele yakın bir yaşam sürme sırrımı(!) paylaşıyorum. Peh peh peh!
O değil de asıl editörümüzün bu sayı çıkmadan önce bize ilettiği yazar karnesiyle böbürlenmek istiyorum. Üşenmeyip derkinin tüm yazarları için öyle bir iki cümle değil, koca bir paragraflık geribildirimde bulunmuş, bir nevi hepimize not vermiş. Benim hakkımda da tam bir istikrar örneği olduğumla başlamış. Değişik ve yararlı konularda yazdığımı belirtmiş.
Konu çeşitliliğini biliyordum, bu kadar takdir gördüğünden haberim yoktu. İlle kendimi eleştireceğim ya kendi kendime 'sen de hologramcı olarak girdin, o ve ondan başka herşey hakkında yazıyorsun, bir konuda dikiş tutturamadın gitti!' diyordum. Meğer yaptığım iyi birşeymiş.
Bir istikrar örneği olduğumun ise farkında değildim! Evet, yazıları göndermemizi istediğinde aklımda bir konu olmasa bile -ki genellikle olmuyor zaten- kasarak da olsa bir yazı yazıp gönderiyorum. Sonra merakla yayımlanıp yayımlanmadığına bakıyorum çıktığı gibi ve hep yayımlanmış oluyor. Bu istikrarımın sırrını da burada paylaşayım: hiç 'istikrar' konusuna kafayı takmamak. Ona takacağımız kafayı yazılarımıza takmak!
Ne dedim ben şimdi? Bilmiyorum... Uzun zamandır boşlamıştım -blog yazı istikrarımı kafaya taktığımdan olsa gerek- saçmaladım bir miktar...
20 Şubat 2008
Derki sayı 26 çıktı!
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:10
0
sesli koro
Kategorisi: derkideki yazılar
Derki Sayı 26: Çıkaramıyorsan Ekle
Yeni yılın ilk yazısını beni her yönüyle mükemmel bir yaşama yaklaştıran minik bir sırrımı paylaşmak için yazıyorum. Bu sırrı zaten bilenler ve uygulayanları tebrik ediyorum. Sır olarak bahsettiğim şeyi daha önce denememiş olanlar basitliğini gördükten sonra hayıflanmasınlar... Evet hayatımızı mükemmel yapabilecek şeyi öğrenmek çok basit, uygulamak... Orası size kalmış!
Bu sırrı uygulamak için öncelikle hayatımızı nasıl geçirdiğimizi matematiksel olarak ortaya koymak gerekiyor. Kendiminkini örnek olarak sunabilirim. 8 saat uyumak bana iyi geliyor. 7 saat uykuyla da idare edebilirim. 6ya düşünce çok verimli olamıyorum. Dolayısıyla günün üçtebirini uykuda geçiren biriyim. Kalan 16 saatin 11i işe giderken, dönerken ve çalışırken geçiyor. (eskiden 12-13 saatini ayırıyordum, işe yakın oturmanın, eve yakın çalışmanın ilk faydası, haftada artı 10 saat) Bunun bir saati öğle tatili olarak geçse de iş ortamından çok uzaklaşamadığım için onu da işten sayalım. Geriye hayatımın muhteşem 5 saati kalıyor!
Formülümün ilk ayağı basit; bir gündeki saat sayısını 24ün üzerine çıkaramayacağımıza göre değiştiremeyeceğimiz unsurları dışında kalan kısmına hoşumuza giden şeyleri eklemek. Tabii ki bu 5 saatin içine bir öğün, belki onun hazırlanması ve sonrasının toplanması, ertesi güne hazırlık ya da evin düzenini sağlamakla ilgili zaman alan başka şeyler yapması gereken insanlardansınız. Kendi başıma yaşamaya başladığım zamanlarda bunu kendi kendime bir meydan okuma olarak algılayıp ev ve mutfak işlerinin gözünü çıkarmıştım ve tüm bu muhteşem geçirebileceğim zamanlarımı çarşafları ütüleyerek ya da yerleri cilalayarak geçirmekteydim. Ev işi nankördür demelerinin nedenini anlamam uzun sürmedi neyse ki!
Ben de bu saatlerin hakkını verecek yeni aktiviteler ekledim hayatıma. Spor ve dans özgür saatlerimin muhteşem geçmesini sağlayan yeni uğraşlarım oldu. Haftanın birkaç gününü bu şekilde geçirmenin beni yormadığı gibi aksine şarj ettiğini fark ettim. Fiziksel aktiviteyi sakin olarak geçirdiğim başka uğraşlarla dengeledim. Bir hobi sahibi olmanın hayatımızı nasıl değiştireceğini anlatmam zor. Sadece keyif için yaptığın bir şeyde giderek ustalaşmanın keyfi bambaşka. Hatta biraz abartıp, bir konuya enerji ayırıp sabırla uğraşarak potansiyelini ortaya çıkarmanın güzelliğini yaşamaya ek olarak insanda herşeyi bu şekilde başarabileceğine dair bir inanç oluşturuyor diyebilirim. Yaşayıp görmek size kalmış... Belki yerler aynı sıklıkta cilalanmıyor ancak yaşanır bir ortam olmasını sürdürüyorum evimin... Birçok insan kadar tv izlemeye de vaktim kalmıyor ancak bunun da bir eksikliğini görmedim.
Sırrımın ikinci ayağı, hayatımızın içeriğini değiştiremeyeceğimiz kısımlarını, belki işyerinde hergün yaptığımız işleri hep bir öncekinden farklı bir şeklide yapmak. Bunun hayatımızın otomatiğe aldığımız kısımlarında tam bir farkındalık getireceğinden emin olabilirsiniz. Yine kendi hayatımdan bir örnek; gün içinde birsürü imza atmam gerekiyor, mesela önceden kontrol ettiğim dosyalar bir yığın halinde imzalamam için geliyor. İnsanın hızla bitirmek isteyeceği ve zihnini hiç çalıştırmadığı gibi imzasının bozulmasına kadar varabilecek bir sıkıcılık içeren bu iş aslında gün içinde yaptığım en zevkli şeylerden biri oldu. Çünkü her imza atışımda kendimin veya sevdiğim insanların ağzından ismimle başlayan bir cümle duyduğumu hayal ediyorum: Pınar seni seviyorum. Pınar seni özledim, Pınar seninle gurur duyuyorum... Hayatımda daha bilinçli bir afirmasyon çalışması yaptığımı hatırlamıyorum ve bunu gün içinde çalıştığım saatlerde yapmış oluyorum!
Hayatımın büyük bir kısmı değiştiremeyeceğim şeyleri değiştirmeye çalışmakla geçti. Değiştirmem gereken şey kendimmişim meğer... Herhangi bir iş yapıyor olabiliriz, ancak nasıl bir hayatımızın olacağı işimizle, hayatta sahip olduklarımızla ya da etrafımızdaki insanlarla ilgili değilmiş, nasıl biri olduğumuzla ilgiliymiş... Nasıl biri olduğumuzu bilmek yoldaki ilk durak, olduğumuz kişiyi olmak istediğimiz kişi haline getirmek ondan sonraki belki de son durakmış. Belki yol boyunca sürecek bu uğraş ise hayat yolculuğunu en zevkli yolculuk hale getiriyormuş. Daha iyi bir hayat olmalı diyenlere katılıyorum: Mükemmel bir hayat sürmek mümkün!
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
14:36
2
sesli koro
Kategorisi: derkideki yazılar
02 Şubat 2008
İnternetten Nasıl Gerçekten Para Kazanılır?
Önceki yazımda internetten para yerine deneyim kazanarak sonuçlandırdığım tecrübemden bahsetmiştim Yine de moralimizi bozmayalım, ‘peki hiç mi yolu yok bunun?’ diye serzenişte bulunan okurlarımızın gönlü ferah olsun. İnternetten para kazanmanın yolu, hatta yolları var.
-Daha önce kimsenin yapmadığı bir şey yapmak
-Benzersiz içerik oluşturmak
İlk maddeye bildiğim en güzel örnek olan İngiliz delikanlıdan başlayalım. 2005 yazında İngiltere’nin kenar şehirlerinden birinde orta halli bir ailenin sivilceli oğlu olan Alex Tew, yaklaşan üniversite dönemini istediği okul ve bölümde okuyabilmenin saati 4 sterlinden markette çalışarak biriktireceği harçlıkla mümkün olmayacağını anlayacak denli zeki bir çocuktu. Başka bir yolu olmalı diye düşünürken aklına bir fikir geldi ve onu uyguladı: Bir web sitesi yaratıp ana sayfasındaki 1milyon pikseli tanesi 1 dolardan satmak. Ana sayfasından satın alınabilecek en küçük alan olan 400 pikseli 400 dolara sattığında bunun hayatında kazandığı en kolay 400 dolar olduğunu söylüyordu. Siteyi açtığının üçüncü haftasında üniversite için yeterli parayı kazanmıştı bile. Günlük ziyaretçi sayısı serverların kaldırmayacağı kadar artıyor, her gün başka bir gazetede haberi yayımlanıyor, Amerika’ya TV Şovlarına katılıyor ve pikselleri kapış kapış satılıyordu. Uzun lafın kısası, başta herkesin çatlak olduğunu düşündüğü çocuk, siteyi açtıktan tam dört ay sonra son bin pikseli ebay’de açık arttırma ile 38.000.- dolara sattı ve toplamda bir milyon dolardan fazla parayı, anında mantar gibi türeyen kopya rakip sitelere rağmen dört buçuk ay içinde kazanmış oldu. Piksel satış sloganı olan ‘internet tarihinde bir parçanız olsun’u kendisi için kullansak yanlış olmaz. Çok basit görünen bu fikri ilk olarak akıl etmesi ve uygulamasıyla internet tarihine geçti. http://www.milliondollarhomepage.com/
Sıradakı olayın kahramanı Karyn Bosnak. İnternet tarihine cyberbegging kavramını katan Karyn’in hikayesi de Alex’inki kadar ilginç. 2002 yazında işini kaybettikten sonra starbucksta latte içmeye ve orijinal Gucci çantalar almaya devam ettiği için kredi kartlarına 20.000.- dolarlık borcu birikmişti. Onun da çözümü bir gece düşünürken geldi, 20000 kişi bir dolar verse borç ödenir dedi ve durumunu anlattığı, online olarak ödeme kabul edebildiği basit bir site yaptı. Gelen bağışları hafta hafta ilan ediyordu ve sadece 20 hafta sonunda gerçekten kredi kartı borcu kalmamıştı. Bunun işe yaradığını görenler artık şu ya da bu nedenle internetten para istedikleri siteler yaptılar. Ancak Karyn’in orijinal hikayesi para etmeye ve ünü tüm ülkelerde yayılmaya devam ediyordu. Kredi kartı borcunu ödedikten sonra siteden yardım kabul etmeyi durdurdu ancak hikayesini anlattığı bir kitap yazdı. Ardından film hakları için yapımcıların sıraya girdiği haberleri çıktı ancak bu konunun detaylarını öğrenmek için kitabı satın almak zorundaymışız. Sitesinin adresi hala aynı ancak başlığında artık kurtarılmaya ihtiyacı olmadığı yazılı ve yazdığı son kitabını tanıtıyor. http://www.savekaryn.com/
İkinci kategori olan benzersiz içerik için örnek verebileceğim siteler çeşitli. Drew’in ortalama bir Amerikalıdan tek farkı 9-6 çalışmaktan hoşlanmaması. Buna alternatif olarak yaptığı şey her gün yeni bir karikatür eklediği bir websitesi yürütmek. Yazdığına göre yaratıcı faaliyetleri için haftada 60 saat çalışıyormuş. Sitesine reklam almadığı için tek geliri karikatürlerinin basılı olduğu tişörtlerden elde ettiği gelir. Sitesi 2000 yılından beri açık ve reklamsız yaratıcılığının günlük ifadelerini bekleyen hatırı sayılır sayıda takipçisi var. Hayat ve meslek seçimi konusunda kendisine benzeyen ve aynı işi kendi sitesinde yürüten bir eşi ve onunla ortak yürüttükleri bir siteleri daha var. Her gün yeni bir karikatür çizen, bunun yanında günlük, video gibi başka yaratıcı ürünler ekleyen ve bunu yıllardır yapan bir insan için ‘humorist’ unvanını layığıyla taşıdığını söylenebilir. Ne dersiniz? http://toothpastefordinner.com/
Randall Munroe’nin tam zamanlı internet karikatüristi olması Nasa’daki işinden ayrıldıktan sonra eski defterleri internete aktarması sayesinde olmuş. Onun sitesi her gün güncellenmese de Drew’inki gibi reklamsız. Fizik bilgisinin yansıdığı tarzı ise kategorinin başlığı gibi: benzersiz! http://xkcd.com/
Bu sürekliliği sağlayacak denli büyük bir yaratıcılık yeteneğine sahip olmayanlar ne yapacak peki? İnternet konusunda başarının anahtarlarından birinin orjinallik olduğunu hatırlatıyorum ve üzerine basarak tekrarlıyorum, internette orjinallik. Normal hayatta normal olan şeyleri internette ilk kez ve orijinal bir şekilde sunmak tişört işiyle uğraşmak istemeyenlere de reklam geliri kapısını açıyor. Örneğin dans etmek gibi bir zevki olan normal bir yazılımcı olabilirsiniz. Bu zevkinizi yaşarken çektiğiniz videoları yüklediğiniz bir günlük sizi işinizde olamayacağınız kadar ünlü edebilir! İşe gitmeden önce, çoğunlukla pijamalarıyla evinin salonunu gösteren bir kameranın önünde kendi seçtiği, yada şanslıysanız sizin seçtiğiniz bir şarkıda dans edip, işe gitmek üzere evden çıkmadan önce sitesine yükleyen biri belki de 9-6 işinden kazandığından daha çok kazanıyordur, kim bilir? Üstelik en sevdiği şeyi yaparak bir internet fenomeni olmanın keyfini sürmek de işin zevkli kısmı olsa gerek. http://dailydancer.com/
Bunu yeterince ilginç bulmadıysanız bir de şuna bakın… Heather B. Armstrong da geçimini internet sitesinden sağlayanlardan. 2001’den beri internette yayımladığı bir günlüğü var. Eski bir web tasarımcısı olduğu için her ay yenilediği tasarımı, her gün eklediği yeni bir chuck –köpeği- fotoğrafı ile gayet hoş görünüyor. Reklam geliri dışında şu an kendi çektiği fotoğraflardan oluşan bir takvim satıyor. Tam zamanlı günlük yazarlığına günlüğünde iş arkadaşlarını çekiştirdiği için işinden kovulmasından sonra başlamış! Boşuna değil, üstüne basa basa öğütlediği şey; eğer işyerindeki insanlar internette yazdığınızı biliyorlarsa onlar hakkında yazmayın! Paylaştığı benzersiz içerik ise belki de çoğumuzun sahip olduğu şey: normal, sıkıcı bir günlük yaşam! http://www.dooce.com/
İki kategoride özetlediğim internetten para kazanma konusu amacı ne olursa olsun bu amaç doğrultusunda gerekenleri yapıp doğru adımları atanlar tarafından başarılı sonuçlar veriyor. Üstelik bunu yapanlar bizim gibi normal insanlar. Çıkış noktası belki dibe vurduğunu hissettiği nokta, ya da günlük yaşamın sıradanlığına uzun soluklu bir isyan. Dünya üzerinde ‘büyük düşünce’nin böylesine büyük kazançları çok çok kısa sürelerde mümkün kıldığı bir dönem olmamıştı. İlham verici bu örneklerle karşılaştıkça ben de internet tarihine geçmemi sağlayacak bir şey bulmanın an meselesi olduğunu düşünüyorum ve bunu olası hale getiren bir ortam sunduğu için İnterneti çok seviyorum.
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:03
0
sesli koro
Kategorisi: derkideki yazılar
21 Ocak 2008
İnternetten Nasıl Para Kazanılır?
Bir süredir maddi konular hakkında yazıyorum. Bunun bolluk bilincinin bir doğrulaması olduğuna dair teorilerim var. Bunun olmazsa olmaz koşullarından diğerinin aksiyon olduğunu bildiğimize göre son yazımdan bu yana yaptıklarım aşağıda…
Ben çekim yasasını çok sevdim. Evi aldık, oturduk. Düzenimiz güzeldi, daha da güzel oldu. Ancak borcu duruyor. Şöyle ki, yasa gereği ben sahip olmak istediğim eve odaklandım, finansmanı için düşünce üretmedim. Bunun kısa sürede gerçekleşmesi borçla mümkün oldu. Tamam, “şimdi borç sahibi olmaktansa bunu finanse edecek başka bir kaynak gelsin, hatta tercihen, karşılığı olan ev satılmadan gelsin ki çekim yasasını çözdüğümün ilanı olsun” şeklinde yeni amacımı oluşturdum ve çalışmalara başladım.
Bir yandan bunun mümkün olduğuna, ihtiyacım olan kaynağın bana doğru yola çıktığına dair düşüncelere odaklanmış huzur dolu anlar geçiriyorum; diğer yandan gözümü açıp mevcut koşullarım içinde yeni fırsatları tarıyorum. Dokuz yıldır çalıştığım işim fazla sürpriz içermiyor; 9-6 arasındaki saatlerimi aylık sabit bir ücret karşılığında kiraladığım bildiğiniz ücretli hayatı. Eğer kısa sürede ciddi bir kaynağa işim sayesinde ulaşacaksam –yani son dokuz yılda başıma gelmeyen şey, bunu istedim diye oluverecekse- bunun ancak yasadışı bir şekilde olacağını görmek fazla zamanımı almadı. En hafifinden ömrün kalan süresi boyunca rahatsızlık/ kuşku/ kaçış demek olan maliyetini düşününce fazla oyalanmadan bu seçeneği eledim.
Daha sonra dikkatimi çeken şey internette karşıma çıktı. Herkesin başına gelmiştir, spam mesaj olarak gelen ‘biz zengin olduk, siz de olun’ ya da ‘lotodan para çıktı inanmazsın’ ya da ‘günde 1 saatini ayır ayda bilmem kaç bin dolar cepte’ şeklinde bu yazının başlığı olarak özetleyebileceğimiz konuda mesajlar… Daha önce bunları okumadan silerken mevcut amacım bu sefer en azından tam olarak ne olduğunu anlamak için bir miktar zaman ayırmaya yöneltti.
Seçenekler zengindi, bense en çabuk, en kolay ve tabii ki en geçerli yöntemi arıyordum. –
-Alışveriş sitelerinde satılan ürünlerin pazarlamasını yaparak sizin sayenizde satılan ürünlerden komisyon almak.
-Çok satılan ürünleri pazarlayıp, satış yaptıktan sonra toptancıdan ucuza alarak dört köşe olmak
-Google adwordsü kullanarak gelir elde etmek
-Boş zamanlarında data girişi yaparak para kazanmak.
-Altın ya da kur yatırımı yaparak köşeleri sekizlemek.
-Her zaman yaptığın şeyleri yaparak gelir elde etmek, e mail okumak, anket doldurmak, internette gezinmek gibi…
-Kumar sitelerinde rulet oynayarak zengin olmak
-Tanıdıklarınıza, tanımadıklarınıza, otellere yıldızlı tavan satarak köşeyi dönmek
-Ve bir de internetten zengin olmanın test edilmiş onaylanmış yollarını içeren bilgileri kullanmak benim karşıma çıkanlardı.
Kolaylık aradığım için işin içinde bir web sitesi oluşturmak, ürünleri postalamak gibi angaryalarla birkaç seçeneği eledim. Tavanları gökyüzü görünümüne çeviren şeye biraz güldüm. Doğruluğunu test etmek için bile fazla riskli bulduğum ruletle – iddiasına göre rulette bir sonraki elin hangi sayılara geleceğini hesaplayan bir program yapmış- bankacı halimle bile girişmeyeceğim altın ve parite oyunlarını da eledim. Zaten amacımız internetten zengin olmak olduğuna göre denemeye değer bulduğum seçenek de sonuncusu oldu. Zaten bilgiyi severim ben, kolaylıkla kaynak ayırabilirim…
Konsepti belirlemiş olmak işin ufak bir yüzdesiydi. Bilinçli bir tercih yapabilmek için karşıma ilk çıkan siteye atlamak yerine emsallerinin içinde en mantıklı olanı seçmeye gayret ettim. Bu şekilde aratınca ne çok sonuç çıkıyor insanın karşısına inanamadım! Aramadığımız halde gelen spamlar boşuna değilmiş.
Karşılaştırdığım örneklerin tamamının ortak özelliği üyeliğin ücretli oluşuydu. Ücretler de 15 dolardan 150 dolara kadar değişiklik gösteriyordu. Mahiyeti gereği tam olarak ne yapıp da onlar gibi iki haftada 5000, ayda 30000 dolar kazanacağımızı söylemiyorlardı. Ancak ikna yeteneklerinin yüksek olduğunu söyleyebilirim. En aptal kişi bunu yapabiliyorsa sen de yapabilirsinler, ihtiyacın olan her şeyi biz öğreteceğiz, bir şey bilmene gerek yoklar gırla gidiyordu. Tam her şey bu kadar güzel olabilir mi acaba diye içine kuşku düştüğünde sanki bunu hissetmiş gibi, pazarlama birden bunun sahte olmadığına dönüyor, kendilerine telefonla ulaşabileceğine, şirketlerinin adresinin belli olduğunu yazıyorlar. Nasıl iki kere iki dört ediyorsa, bizi dinleyip yap dediklerimizi yapanlar da ayda onar yüzer bin dolarları hesaplarında görüyorlar, bu kadar basit, daha ne bekliyorsun?!! Hiçbir şey olmazsa zaten yatırımını çıkardığın gibi ayda o beğenip de almayı ertelediğin çantaları alabileceğin, arkadaşlarınla hovardalık yaparken harcayabileceğin birkaç yüz dolarcığın olur fena mı?! Şeklinde bitiriyorlar. Ha tabi yüzde yüz müşteri mutluluğuna dayanan sistemlerine pek çok güvendiklerini ve geri ödemenin mümkün olduğunu ama bunu istemeyeceğimizden emin olduklarını da ekleyerek… Hala ikna olmayanlar için kendi öykülerini anlatmaya başlıyorlar. O da bizim gibi hayallerini gerçekleştirmek istemiş, internette elini attığı her şey fos çıkmış, bir sürü para yatırdığıyla kalmış, ama bu sistem gerçekten çalışıyormuş, hepsinden farklı, üstelik en ucuzuymuş, keşke daha önce rastlamış olsaymış falan filan…
Kısaca oltaya geldim, 15 doları nelere vermiyoruz ki deyip üye oldum. Kurulum sırasında birkaç aksilik oldu, mail yazdım cevap aldım, sevindim, bak karşımda gerçek insanlar var diye… Programın aslında ne olduğunu okuduğumda yaşadım ilk şoku! Olay insanları internetten zengin olacaksın vaadiyle kandırıp 15 dolarlarını vermeye ikna etmekten ibaretmiş! Senin sayende sisteme katılanların ödediklerinin yüzde ellileriyle de sen güya ayda beşbin onbin kazanacakmışsın, peh… Ancak bunun için ihtiyacın olan her bilgiyi sunmuşlar, doğruya doğru. Senin sayfana tıklama sağlayacak web sitelerinin adreslerini, o adreslere gireceğin linkleri, banner kodlarını vermişler. Ama o da beleş değil. Ürünlerden seçiyorsun, 50000 banner gösterimi 5 değil 3,99 dolara düştü, ya da garantili 2000 tıklama 9,99 gibi bir şeylere bütçene göre yatırım yapıp tıklayanların senin kadar saf olmasını diliyorsun. Bir de aklını çelecek şekilde bir sunum yapmaya çalışmak cabası. Şahsen ben oltayı henüz yutmuş, boğazındaki yarası taze biri olarak henüz gerçekleşmemiş bir şeyi olmuş ya da olması kesinmiş gibi ifade etmekte mini bir vicdan bunalımı yaşadım.
Tıklamaları beklerken de programın diğer zamazingolarına baktım. Artık eşiği geçtik ya, bunlar beleş:
-anket doldur para kazan
-e mail oku para kazan
-webde gezin para kazan
-alışveriş yap para kazan (eğer USA’da oturuyor olsaydım)
-yeni bir araba dene para kazan (aynen, USA’da oturuyor olsaydım)
-15 dakikada bir milyon dolar kazan (!)
şeklinde seçenekler… Saflığım sanırım tecrübegeçirmez olduğundan, tabii ki son maddeye kilitlendim. On beş dakikada oluyorsa ne duruyorum?! Neyse ki uzun değilmiş. Savaş nedeniyle (kim çıkarttı acaba) değeri düşen ırak dinarına yatırım yaparsan savaş bittiğinde –yani yakında???- ırak dinarının gerçek değerine ulaştığında milyon dolarlar sahibi olmak işten değil şeklinde aklımın sınırlarını zorlarcasına bir ironi barındıran öneriyi sadece bir sayfaya sığdırmıştı. Sonraki sayfada da ırak dinarının neye benzediğini ve paranı fiziki olarak teslim almanın sandığın kadar pahalı olmadığı gibi sıcak diyarlara egzotik bir seyahat anlamına geldiğini yazmamış mı?! Değerlendirmeyi size bırakıyorum…
O kafa bulanıklığı hakimken diğer seçeneklere bakıyorum. Eh, boş durmaktan iyidir deyip mail adresini sisteme giriyorsun ki sana para kazandıracak fırsatlar aksın… Biraz sonra mailler gelmeye başlıyor: Aşağıda ücretli bir mailimiz yer alıyor… tıklıyorsun, sitenin üzerinde bir bilgi notu: eğer bu siteyi 15 sn boyunca görüntülerseniz 0,01 cent hesabınıza artı olarak yazılacak. Yanlış mı okudum, cent mi dolar mı derken gerçekten bir doların yüzde biri olan centin yüzde birinden bahsettiğini anlıyorum. Bu sırada site hala açılmamış oluyor ancak sayaç işlemekte, 15 sn geçmiş, teşekkür ediyoruz diyor yukarıdaki yazı. Ben şaşkınlıkla yine de bekliyorum, bakalım ne çıkacak diye… 15 dolar uçlan, sana anlatacaklarım aklını başından alacak, yeminle! Gibi kendince yaratıcı olmayı denemiş başka bir saf oltaya takıldığım siteye yöneltmiyor mu?!!!! Yuh artık, kendin tıklansın diye reklam ver, reklam sana gelsin! Bu şekilde zengin olacaksan ölme eşeğim ölme derler anadoluda.
O an benim bu işin kendi kendini doğuran bir kısır döngü olduğunu anladığım andı. Tabii ki giderek azalmasına rağmen Internet kullanıcıları içinde benim gibi bu oltaya gelecek saflar vardır, ne kadar yaygın bir reklam yaparsan o kadar çok insana yani o kadar çok safa ulaşırsın. Arada mail kutunu dolduran mesajları sırf tıklayıp silme pahasına bir sürü işaret parmağı performansı sergiler üstelik benim gibi 0,1648 doları ancak birkaç haftada kazanırsın. Senin bu işlere bulaştığını gören bilumum akbabalar, yok senin yerine reklamlarını milyon küsur reklam sitesine kaydeden programın yerini söylemek için 20 dolar ver, yok adwords hakkında hiç kimsenin bilmediği şeyleri öğrenmek için normalde 50 dolar ama hadi şana 15 olsun –rakamları ben yuvarlıyorum aslında 19,99 14,99 gibi rakamlar- şeklinde karşılığını alamayacağın başka yatırım önerileri ile üzerine üşüşüyorlar…
Ben bahsi geçen programın crack sürümünü indirmek için –artık gözüm açıldı ya- şöyle bir aranıp, sadece 4,97 karşılığında ona ve daha zilyon tane şeye ulaşabileceğim bir siteye bir yetişkin sitesi deneme üyeliği üzerinden ulaşacağımı sanıp üye olduktan sonra programa dair hiçbir şey bulamayınca bunlara zaman ve para yatırımı yapmayı bıraktım. Öyle bir iki saat değil de bütün zamanını ayırdığın, vicdanını bir kenara koyduğun bir çalışma için bahsedilen paraları kazanmanın mümkün olduğunu gördüğüm halde. Ancak bu benim yapmak istediğim bir şey değil. Sonuçta webin tarlabaşı kıvamındaki mahallelerinde gezinmenin maliyeti sanal kartıma gelen 33,61 dolar oldu. Hesabımdaki 0,16 doları düş, tam tamına 33,45 usd. Kazandığım ise başta ‘Internet yok pahasına nasıl kirletilir’ olmak üzere bir dolu deneyim.
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:22
2
sesli koro
Kategorisi: derkideki yazılar
07 Ocak 2008
Einstein Sergisi
Ben dün Einstein Sergisine gittim nokta. Einstein bir yana, serginin vaadettiğinin çok azını sunduğunu belirtmeliyim. Ya da ben fazlasıyla gaza gelmiş bir şekilde, sergiyi gezmek için tamamının boş olduğu bir pazar günü bekleyerek ve bekledikçe de heyecanlanarak gittiğim için bana öyle geldi.
Şuradaki resmi sitesinde yazdığı gibi saat dokuzda değilse bile onda serginin kapısındaydım ve benden başka sadece görevliler vardı. Halbuki biletixte önceden biten biletler vsyi okuyunca kalabalığa kalmadan sergiyi gezmek gerek diye düşündürttü. Zamanla kalabalıklaşsa da çıkarken bile 20 kişiden fazla izleyici yoktu. Üstelik bütün filmleri izlediğim, her zamazingonun açıklamasını dinlediğim halde sadece iki saat geçmişti.
Sergi izlenimlerini benden bile daha motive başka bir arkadaş şu adrese yapmış. Daha iyisini yapabileceğimi sanmıyorum. Benim eklediğim şeyler kendi çektiğim fotoğraflar olsun. Üstteki bir karadelik simülasyonunun karşısındaki halim. Alttaki kare sergiden daha çok beğendiğim Doğuş Oto Center'in görünümü. En alttaki ise serginin karanlık ortamından sonra hava almak için kendimi attığım Yeniköy Spor Tesislerinin Lokalinin duvarına tüneyerek bana modellik yapan martı.
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
21:03
0
sesli koro
Kategorisi: sergiler
24 Aralık 2007
Spiritüel Filmler Sitesi: Sinematin
Son zamanlarda izlediğim en güzel spiritüel film Otoyol 60 –Interstate 60- idi. Dileklerimiz ve bunların gerçekleşme prosedürü hakkında muzip bir bakış açısından çekilmiş, klasik olmayı hak eden bir filmdi. Yapım yılı 2000, çok eski değil, üstelik ilgi alanıma giren bir film ancak ya vizyonda çok kısa süre kaldığı veya buralara hiç uğramadığı için kaçırmışım.
Bir diğer film, Gizli Bahçe –secret garden- Aynı isimde sanırım bir bağımsız film de izlemiştim, Natali Portman’ın başrolünde oynadığı. Bu ondan tamamen bağımsız, hayattaki en önemli şeyleri bir çocuğun nasıl öğrendiğini anlatan, ağızda şeker tadı bırakan bir filmdi. Ekilen tohumların bir bahçeyi canlandırdığı, bütün çiçeklerin hızlı çekimle bir anda açtığı ve yeni doğmuş kuzunun yürümeyi öğrendiği sahnelerini tekrar tekrar izledim!
Bir de Chronos var son zamanlarda izlediğim ve pek beğendiğim. Belgesel desem değil, bağımsız desem değil. Imax için çekildiğinden olsa gerek hedef kitlesi iyice dar ve doğal olarak bize ulaşmamış. Filmde binlerce yıldır duran heykellerin üzerinden uçan bulutları unutmam mümkün değil. Metro istasyonlarından karıncalar misali geçip gittiklerimizi de… Hayattan da böyle geçip gidiyoruz, bu bulunması çok zor film sayesinde hatırladım.
Bir –one- adında bir Amerikan bağımsızını geçmemeli. Bir gün hepimiz kadar normal, sıradan bir insan tutup da bir olmak üzerine bir film çekmeye karar veriyor. Yine kendisi gibi film çekmekle o ana kadar işi olmamış iki arkadaşı da ona yardım ediyor. O kadar festival kuşu bilirim kendimi, bağımsız ya da değil hiçbir film festivalinde denk gelmedim şimdiye kadar iyi mi?!
The Secret ilk çıktığında ortalığı kavurdu ve bir piyasa oluşturmuş oldu. Yapımcıları sağ olsun kuantum fiziği alanındaki gelişmeler hava durumu öngörüleri gibi ortalığa döküldü, herhangi bir insanın genel kültürüne girdi. Peki ya her şeyi açıklaması umulan teorinin –theory of everything- tarihçesi ve şu anki durumunu bilen var mı? Artık M Teorisi –M-Theory- adını almış olan İpçik Teorisini –String Theory- ben üç cdlik Zarif Evren –Elegant Univerce- adlı filmden öğrendim. Bu filmi –ve tabii diğerlerini- nasıl bulduğuma gelince… Tabii ki vizyonda izlemedim, Sinematin sayesinde buldum!
Şimdiye kadar spiritüel filmleri izlemek isteyip de bu kaynağı bilmeyenlere anlatmak bir görevdir. Efendim, sinematin, benim de yazarı olduğum derki’nin editörünün diğer faydalı uğraşlarından biridir. Hasan, kendi ilgi alanına giren fakat az bulunan filmleri bulup, izlemekle yetinmemiş, bunlara Türkçe altyazı oluşturup bir güzel derlemektedir. Sitede bahsettiğim ve bahsetmediğim birbirinden güzel birçok filme dair bilgileri görebilir, filmlere nasıl ulaşacağınızı öğrenebilirsiniz.
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
20:02
1 sesli koro
Kategorisi: filmler
19 Aralık 2007
Mahşer-i Cümbüş
Bir grup tiyatro sporcusunun resmi adı. Hadi grup ve tiyatroyu aynı cümle içinde kullanmakta bir yanlış yok. Sporcuyu eklemenin de bir o kadar doğru olduğunu canlı performanslarını izledikten sonra anladım. Duyanlar duymayanlara söylesin: onları mutlaka izleyin!
Mahşeri Cümbüşle tanışmamız nasıl oldu hatırlamıyorum. Hafta sonu, misal cumartesi evdeysem o saatte uyuyorumdur, dışarıdaysam da dışarıdayımdır, TV başında değil. Ancak her nasılsa cumartesileri Fox Tv’de gece yarısı başlayan programlarını bir şekilde keşfettim ve o günden sonra mahşer-i cümbüş, cumartesi geceleri uykumun katili oldu resmen! 
Buraya kadar bir şey değil. Olanlar bir Cuma akşamı taksimdeki Hayalhane’de canlı olarak izledikten sonra oldu! Beyin Fırtınası performansı toplam 1.5 saat sürdü. Biraz daha uzun sürseydi ben ve diğer izleyiciler aralıksız gülmekten kaynaklanan sağlık sorunları yaşayabilirdik. Olanların komikliği o derece yani! Üstelik beyin fırtınasının etkileri sonrasında da devam etti. Hala aklıma geldikçe güldüğüm yetmezmiş gibi –etrafımdakiler gülme konusunda cömert bir insan olduğumu bilirler ancak bunu durup dururken yapmama alışık değillerdir, dolayısıyla imajımda hafif bir sarsıntı yaratmadı değil, durumu bilmeyip vah vah pek de gençmiş diye acıyanlar da cabası!- izleyecek canlı performans seçme konusunda diğer seçeneklere karşı ciddi bir beğenemezlik yarattı!
Bu kadar beğendiğin, gülmekten öleyazdığın performans ne ola ki diye soranlara ne desem boş: gidin izleyin. Tv’de izlemek –programın adı Anında Görüntü Osman Tan bişey sunuyor- fikir verebilir, canlı izledikten sonra ancak bir parmak bal kadar olduğunu siz de anlayacaksınız. Şahsen ben İstanbul’daki tüm arkadaşlarımla bir mahşeri cümbüş Beyin Fırtınası ya da Tiyatro Sporu performansında buluşmak üzere sözleştim. Ankara’daki bütün arkadaşlarıma da kendileri ve sevdiklerine hediye edecekleri en keyifli 90 dakika olduğunu anlattım.
Sitelerinden öğrendiğimiz kadarıyla İzmir’de de programları oluyor. İstanbul’da daha büyük salonlarda –BKM biletleri satışta- çıkacaklarmış, Hayalhanedeki gösterileri devam edecekmiş, TV programları eminim artacaktır… 5 yıl önce kurulduğunu öğrenince kendime esef ettim. Bence bildiğimiz tiyatro ve komedi anlayışını kökten değiştiren bir devrimdir mahşeri cümbüşün yaptığı. Bu özelliği ile bilet fiyatının her kuruşunu fazlasıyla hak eden tek canlı performans benim gözümde. Bana sorarsanız daha önce izleyen izlemeyen gitsin izlesin. Mahşer-i Cümbüş de bize tanıttıkları bu sporu iyice geliştirsin ve o, performans sonunda bize teşekkürler ederek kapıdan uğurladıkları samimiyetlerini korusun.
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
19:10
5
sesli koro
Kategorisi: diğer herşey
05 Aralık 2007
Big Break

Ve çocukluğumuzun tuğla oyununun yeni versiyonu diyebileceğimiz Big Break. Topa vurarak tuğlaları kırıyoruz ve süre bitmeden duvara ulaşmaya gayret ediyoruz. En eski haliyle bile nasıl eğlendiğimizi hatırlıyorum, bunda çeşit çeşit toplarla etkinliğini arttırabiliyoruz üstelik.
Oyunlara dair şu an söyleyebileceğim şey hepsinin güzel göründüğü. İnternet oyun piyasası aslında çok çeşitli zevklere hitap ediyor. Ders çalışmak yerine bilgisayar oyunlarının başına oturup kalkamayan genç nesilden anladığım kadarıyla işin ucu bucağı yok. Bu oyunlar bazılarına göre fazla basit gelebilir. -Bir arkadaşım bunları kendisine önermekle ona hakaret ettiğimi bile söyledi- Bunu bir kenara bırakırsak, şu kadarlık haliyle görsel olarak üç boyutlu, renkli, güzel tasarımlı yani çekici oyunlar olduğunu düşünüyorum. Hepsinin nasıl oynandığı ve kuralları güzel güzel anlatılmış. Dolayısıyla bilgisayarın başına yeni geçmiş insanların bile kısa sürede anlayıp oynamaya başlayabileceği cinsten oyunlar... Kaldı ki internette eğlence için geçirdiğimiz sürenin iş için geçirdiğimizden fazla olduğunu hepimiz biliyoruz. uVme hali hazırdaki ve çıkacak olan oyunlarıyla 5 dakikalık molalarımıza göz dikmişdurumda! Söylemedi demeyin! Üye olmak için isim, soyisim, mail adresi ve doğrulama kodunu yazıyorsunuz. Haydi tembellik etmeyin, nasılsa bir gün bu eğlencenin dışında kalamayacak ve üye olacaksın. Beni dinle, gel şimdi ol:)
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:48
0
sesli koro
Kategorisi: uVme
Mystic Sudoku

İşte benim favori oyunum Sudoku! Kurallar aynı, 1den 9a kadar sayıların yer aldığı 3x3 lük 9 tane matrisin birleşiminden oluşan dev matrisi süre dolmadan doğru şekilde çözmek. Geçmişi çok fazla olmayan bu oyun beyin jimnastiğinin belki de en eğlenceli yolu olduğu için tüm dünyada seviliyor ve bir sürü bağımlısı demeyelim, tutkunu tarafından zevkle oynanıyor. Sadece sudoku içeren bulmaca kitaplarını internet siteleri gırla giderken uVme'de olmaması düşünülemezdi. Basit görünen bu oyunun zamanla öğrenilen yöntemleri vardır çözümsüzmüş gibi duran kısımlarını kısa sürede çözmeye yarayan, ve ben bunların hepsini biliyorum. Baştan söyleyeyim, yenilince ağlamayın!
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:39
0
sesli koro
Kategorisi: uVme
Jumper Darts

Bu oyun nişan alma becerimizi kullanacağımız ve geliştireceğimiz bir oyun. Okumuzu yanıp sönen dilime isabet ettirmeyi deniyoruz. İnce kısımlarına atarsak daha yüksek puan alıyoruz. Yine zamana karşı yarışıyoruz ve finalde okumuzu ortadaki minik yuvarlağa denk getirdik mi öyle bir puan alıyoruz ki karşımızda kimse duramıyor!
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:33
0
sesli koro
Kategorisi: uVme
Fruit Frenzy

Oyunlar giderek iştah açıcı olmaya başlıyor! Hazır gözlerimizi çalıştırmaya başlamışken durmuyoruz ve beynimizi de çalıştırdığımız bir oyuna geliyor sıra. Amacımız bir meyveden aynı sırada üç veya daha fazlasının yer aldığı şekilde düzenlemek. Ancak bunu yapmak için zamanımız kısa!
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:29
0
sesli koro
Kategorisi: uVme
Arcade Ducks

Bu oyunda karşımıza çıkan hedefleri vuruyoruz. Hedefin herhangi bir yeri değil işaretli yerini isabet ettirmek bize daha fazla puan kazandırıyor. Ancak negatif değerli hedefleri vurmamak gerek. Oyunu henüz oynamadığım halde iyi bir göz jimnastiği olduğundan ve oynadıkça algılama hızını arttırdığından eminim!
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:25
0
sesli koro
Kategorisi: uVme
Ball

Zevkli bir bilardo oynamaya ne dersiniz? Açıyı ve gücü ayarlayıp vuruş yapıyoruz. Sonra amaç sırayla yanan toplara vurarak süre dolmadan önce 9 topu deliğe göndermek. Eğer ışığı yanmayan toplara vurursak puan kaybediyoruz ona göre... Streetball'dan sonra ileri düzey kinetik için birebir!
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:20
0
sesli koro
Kategorisi: uVme
Martian Ball

Bu oyunda da topu önce fırlatıp sonra vurmayı amaçlıyoruz. On hakkımını en etkin şekilde kullanan oyunun galibi oluyor.
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
22:17
0
sesli koro
Kategorisi: uVme
Bubble Trouble

Bu oyunda denizin derinliklerinden yüzeyine ulaşmaya çalışan bir balonu yönetiyoruz. Birşeylerden kaçmalı, bazı şeyleri ise toplamalı ve canlı olarak yüzeye ulaşmalıyız. Sevimli bir bilgisayar oyunu!
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
11:59
0
sesli koro
Kategorisi: uVme
uVme oyunları
Buradaki mesajları aslında uVme oyunlarının görsellerinin internette bir adresi olsun diye hazırlıyorum. Ancak arama motorlarından en güzel, basit, beceri isteyen ve geliştiren, web tabanlı, flash ya da değil, bilgisayar oyunlarını arayıp gelenleri kısaca bilgilendirelim: oyunların piyasaya çıkış tarihi 21 ocak 2008. Eğer o tarihten önce beta teste katılmak isterseniz buradan ücretsiz üye olabilirsiniz. Yok ben detaylı açıklama isterim diyorsanız sizi www.internetpararehberi.com'a alalım.
Street Basketball basit bir oyun. Topun yerini, açısını ve fırlatma gücünü ayarlayıp atış yapıyoruz. Süre dolmadan 21 sayı yapmak amaç. Böylece çok fazla zaman almadığı gibi farkettirmeden kinetik çalıştırıyor.
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
11:48
0
sesli koro
Kategorisi: uVme
28 Kasım 2007
Hayatımdaki Diğer Şeyler
Merak etmeyin durduk yerde günlük hayatımdaki alışkanlıklarımdan ya da yüz yıl düşünseniz merak etmeyeceğiniz başka detaylarımdan bahsetmeyeceğim. Son zamanlarda fazla mesaj yazmamamın bu seferki nedeni konu darlığı değil, başka işlerle uğraşıyor olmam…
Kısaca bir süredir bununla uğraşıyorum. O uzun yazının birazını bile okuyanlar içeriğin benim kalemimden döküldüğünü anlayabilir. Durum aynen orada yazılanlardan ibaret ve doğal olarak bu sitenin tanıtımını yapmaktayım. Blogda da bahsetmeyi, burayı bir kar kapısı olarak görmediğimden olsa gerek, düşünmemiştim. Ancak bunun kendimle çeliştiğine karar verip bahsetmeye karar verdim. Aksi takdirde insanları, bunlar internetten yırtmaya çalışanlar, bunlar benim cici okurlarım şeklinde kategorize etmiş olacaktım, ki hiç normalde yaptığım bir şey değildir! Hem benim okurlarımın cümle alemden ne eksiği var ki olanları en son onlar duysun?! Hiç işte…
Buraya kadar yazdıklarımda bol bol işaret sıfatı kullandığımı fark ettim, ki bu ancak google’da bununla, orada, bunlar gibi kelimeler aratanları –eğer varsa diyeceğim, ama neler aratmıyorlar ki?- buraya yönlendirecek anahtar kelimeler. O nedenle durumu açıkça anlatayım:
Efendim, uvme diye bir şey var. Online oyun, sosyal ağ ve ağ pazarlamasını (mlm de diyebiliriz, multi level marketing kısaltması olarak) birleştirip hepimizi gönüllü bağımlısı yapacaklarını iddia ettikleri oyunları ve zengin edecek sistemiyle gümbür gümbür geliyorlar. Ortada henüz bir şey olmadığı için ‘iddia ettikleri’ diyorum ve bunun gerçekleşme olasılığın %50 olduğunun farkında olarak devam ediyorum. Bu durumda ne yapılır? Ya ‘eee? Yani?’ der geçilir, ya da üye olunur. Ben ikinciyi tercih ettim, ve şimdiden başıma bir sürü güzel şey geldi. Sponsorum Türk çıktı, bu konularda benden bile deneyimli olduğunu öğrendim, bana bir dolu yol yordam öğretiyor ve evet, O da uVme’de benim gördüğüm gibi büyük bir potansiyel görüyor.
Şu ana kadar öğrendiğim tüm spiritüel şeylerin doğrulaması gibi, aynı frekansta olduğum kişiyi mıknatıs gibi çekmişim ve öyle olmaya devam etmesini diliyorum. İnternetten yırtma gayreti işin şaka tarafı. Açıkçası hiç de zengin olacağım diye vicdanımı bir kenara koyduğum bir iş için kendimi paralayacak değilim. Aksine, her anından keyif aldığım bir süreç başladı, benim takımıma katılanlar için de öyle olacak, dolayısıyla bu katlanarak artsın! Fark ediyorum ki hayatın her anını kendime meydan okuma seremonisine çevirmekte ustayım. “Hah, hem etik ol ve daima tok. E nasıl kitleleri takacaksın peşine?” diye soruyor içsesim, ben cevaplıyorum “Olur oluuur, endişe etme sen, var bizim gibi insanlar…”
Özetin özeti, şu anda daha önceki yazılarımda bahsettiğim bolluk bilincine giden doğru yolda olduğumu düşünüyorum. Aksi çıkarsa neden öyle olmadığını da yazarım tabi…
Bir de, üyelik şimdi parasız. Üye olunca sponsorumun bana aktardıklarına ek olarak kendi bildiğim her şeyi yine parasız olarak aktarmaya başlıyoruz. Oyunlar açılınca, yani 21 Ocak 2008’de, oyun oynamak tercihinize göre ücretsiz veya ücretli+daha çok kazanma imkanlı olacak, üye olmak ise ücretli olacak. Bunu söylemeyip kandıranlardan yeterince dilim yandığı için özellikle belirtiyorum. Ve açıkçası ücretli olmasını garipsemiyorum. Hayatta ne kadar ekmek verirsen o kadar köfte alıyorsun, bizzat test ettim ve ekmek vermeden köfte alana rastlamadım!
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
16:41
0
sesli koro
Kategorisi: diğer herşey, uVme
24 Kasım 2007
6. Uluslararası Komedi Filmleri Festivali
Başladı!
Açılışı büyük bir iştahla cuma günü yaptım. İlk filmi izledikten sonra sevinçten şakıyordum desem yalan olmaz. Nasıl da özlemişim bu güldüren, sonu mutlu biten ve dahası içinde en sevdiğin şarkıların olduğu filmler izlemeyi. 
Şarkıyla ilgili anekdotu anlatayım ve şaşırın. Geçtiğimiz günlerde bir öğle tatilinde kadıköy çarşısında -muhtemelen yemekten dönerken- oradaki kitapevlerinden birinin dışarıya yöneltilmiş kolonundan daha önce duyduğumdan emin olduğum, insanı ilk anda kavrayan ve kanını kaynatan bir latin melodisi üzerine bir kadın vokal sesi gelmekdeydi. Şarkının bitmesini bekleyip içeri girdim bu çalan ne diyerek. Nostaljik karışık bir albümmüş. Yok yok, az önce çalan parçayı öğrenmek istiyorum deyince albümden baktık. Yma Sumac'ın 'Gopher' adlı parçası imiş! Bu yaptığım internetin paylaşmayı seven üyelerinden şarkının bulunduğu albüm -The Mambo- indirilerek aynı gün tamamlanan operasyonun sadece başıydı.
Perulu bir afet olan Yma Sumac'ın 1954 tarihli bu albümündeki aynı parçanın izlediğim ilk festival filmi olan Fırıncı'da karşıma çıkmasına ne demeli peki?! Daha fazla detay vermek istemiyorum. Sadece, eğer şimdi haberdar oluyorsanız Perşembe'ye kadar sürecek bu sinema ziyafetinin tadını çıkarın derim.
Gecenin ikinci filmi Bıktım Bu Veletlerden'di. Çocukların insanı ne hale getirebileceğini hiç sulandırmadan anlatmışlar. Filmden anladığım çocuklarla birlikte anne babaları da büyüyor ancak bu hiç de kolay olmuyor.
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
19:33
0
sesli koro
Kategorisi: festivaller, filmler
20 Kasım 2007
4. Salsa Cumhuriyet Kupası
Hevesli bir danssever olarak geçtiğimiz yıl da izlediğim cumhuriyet kupasını izlemesem olmazdı. Tarihi açıklandığı gibi takvimimde işaretlemiş, o günün -17 kasım 2007- gelmesini bekliyordum. Biletleri almak hep aklımdaydı, ancak bunu ertelememin hayırlı bir nedeni olduğunu son hafta anladım. Şansa bakınız ki dancentrum'un ödüllü sorusunun o haftaki ödülü cumhuriyet kupasına iki kişilik davetiyeydi. Kupanın detaylarını okur, arkadaşlarımın yarışmacı olduğu haberlerini alırken 'benim bu kupaya davetli olmam gerekir' diye düşünmemin sonucu olarak mı yoksa bilmediğimiz bir nedenden ötürü talihimin dönmesinden ötürü mü bilmem, davetiyelerden birini ben kazandım! Teşekkürler dancentrum!
Gelelim kupaya… Bu sene gündüz yarıfinallere ek olarak klasman belirleme yarışması yapılmış. Geçtiğimiz senelerden bir diğer farkı da yarışma kategorilerine bachata ve merengue danslarının da eklenmiş olmasıydı. Akşam finallerde merengue izlemediğimize göre bu kategoriye başvuru yapılmadığını çıkarabiliriz sanırım. Ben akşam başlayan finalleri izledim. Biraz geç başlaması dışında organizasyonda herhangi bir kusur yoktu. Eh, o kadarı olur dedik, fazla önemsemedik. Finallere kalan çift sayısı fazla olduğu için ve her çifti kendi seçtikleri müzikle teker teker izlediğimiz için yarışma bittiğinde geceyarısını çoktan geçmiştik. Ancak zerre kadar pişman değildik!
Açılış salsa çiftlerle oldu. 12 çiftle en kalabalık kategoriydi. Yarışmacıları toplu olarak izlediğimizde pek birşey anlamadım ben. Bir dakikalık müzikte hangi çifti izleyeceğini şaşırıyor insan. Şovlarını tek tek izlediğimizde ilk ikiye kimlerin gireceğini anlamıştık zaten. Birinci olan çiftin (Özge Ertem- Alper Gülgeçoğlu) şovu çok yaratıcıydı! Show salsa çiftlerde sadece iki finalist kalmıştı. Birinci olanlar (Esra Aydın- Muzaffer Gür) geçtiğimiz senenin de galibi Ankaralı sempatik çiftti. Şov salsa grup sayısında ise epey bir artış vardı: 8 grup! Gruplardan biri (Danspor Team) Bursadan gelen miniklerden oluşuyordu ve çok tatlılardı. Uykuları gelmeden şovlarını erken izledik. Diğer gruplardan ikisi tanıdığım arkadaşlarımdan (Cihat Can Dance Team ve Dancexpress Dance Team) oluşuyordu. Şovları gayet güzeldi bence ancak dereceleri çok parlak gelmedi. Sanırım hakemler şov deyince mizansene önem veriyorlar. Dediğim gibi merengue izlemedik, ancak bachata yarışması yokluğunu aratmadı. Öyleki her finalisti izledikten sonra kesin birinci olur diye düşündüm ben. Ancak birinci olan genç çift (Damla Tayran- Alkım Korkusuz) apayrı bir şekilde dibimizi düşürdü.
Yarışma dışında da şovlar izledik. Brezilyalı bir çiftin tam olarak ne olduğunu anlamadığım dansı çok enerjikti. Samba gibi görünüyordu ancak bir vuruşta iki adım atmak gibi benim diyen dansçının zorlukla yakalayabileceği bir ritmde dans ediyorlardı. Sonra onlara bir çift daha eklendi ve bir şov daha yaptılar. Sanırım gecenin sonunda boynumda oluşan ağrı onları izlerken pistin tamamını görmek için boynumu uzatırcasına kafamı kaldırmaktan oldu!
O gece hakkında bahsetmem gereken son şey de birbirinden fırlama sunucularımızdı sanırım. Bahadır Efe ve Olgun Baran Kubilay dans etmek dahil olmak üzere türlü eğlenceler hazırlamışlar. Parodiye dayanan sunumların süre uzadığında bayma gibi bir riski olmasına rağmen bu iki arkadaş yedibuçuktan yarıma kadar süren yarışma boyunca bizi gülmekten kırıp geçirdiler.
Ödül töreni süre ilerlediği için hafif karambol havasında geçti. Birinci olan çift ayakkabıları ve Haziran 2008 de İngiltere'de gerçekleşecek olan World Salsa Federation'un düzenleyeceği Dunya Kupasi Salsa Sampiyonasına (World Cup Salsa Championship)katılma hakkını kaptı. Ben ayrılırken hala enerjisi olanlar için parti başlamak üzereydi. Sanırım anons edildiği gibi sabaha kadar sürdü, çünkü pazar akşamı geleneksel latin gecesinde çok az dansçı vardı.
Solist
Pınar Y.
Kayıt anı
04:23
2
sesli koro
Kategorisi: dans

